Aynadaki Halime
Akmayan yaşlarla sıcacık yüzün;
yavrum, bugün seni pek olgün gördüm.
Gözünde bir küçük noktadır hüzün,
Neseni ne bugün, ne de dün gördüm.
Egri dallar gibi halsiz, yorgunsun,
Birikmis sulardan daha durgunsun,
Görünmez biçakla içten vurgunsun,
Seni öz yurdunda bir sürgün gördüm.
Geçti bir cenaze pesinde ömrüm;
Bilemem, vardigin neresi, bugün?
Hergün yürüdügün kadar yürüdün,
Arkasindan kendi ölününü gördüm..
Bahcedeki Ihtiyar
Yillar bir gozyasi olup da kaymis
Nurlu ihtiyarin yanaklarinda.
yapraktan sacini yerlere yaymis,
Sonbahar agliyor ayaklarinda.
Suzuyor ufukta bir kizil yeri,
Ici karanlikla dolu gozleri;
Alninda aksamin ince kederi,
Sessizligin sirri, dudaklarinda.
Yanan bir kagitta kucuk bir satir
Yazi gibi aksam onu karartir;
Artik o, silinen bir hatiradir,
Bu issiz bahcenin uzaklarinda...
Gurbet
Dağda dolaşırken yakma kandili,
Fersiz gözlerimi dağlama gurbet!
Ne söylemez, akan suların dili,
Sessizlik içinde çağlama gurbet!
Titrek parmağınla tutup tığını.
Alnıma işleme kırışığını
Duvarda, emerek mum ışığını,
Bir veremli rengi bağlama gurbet
Gül büyütenlere mahsus hevesle,
Renk renk dertlerimi gözümde besle!
Yalnız, annem gibi, o ılık sesle,
İçimde dövünüp ağlama gurbet!..
Karacaahmet
Deryada sonsuzlugu zikretmeye ne zahmet!
Al sana, derya gibi sonsuz Karacaahmet!
Gobeginde yalanci sehrin, sahici belde;
Ona sor, gidenlerden kalan $ey neymis elde?
Mezar, mezar, zitlarin kenetlendigi nokta;
Mezar, mezar, varliga yol veren gecit, yokta...
Onda sirlarin sirri: Bulmak icin kaybetmek.
Parmaklarin saydigi ne varsa hep tuketmek.
Varmak o iklime ki, ugramaz ihtiyarlik;
Ebedi gencligin taht kurdugu yer, mezarlik.
Ebedi genclik olum, desem kimse inanmaz;
Ta$ ihtiyarlar, servi curur, olum yipranmaz.
Karacaahmet bana neler soyluyor, neler!
Diyor ki, viran olmaz tek bucak, viraneler,
Zaman deli gomlegi, onu yirtan da olum;
Olumde yekpare an, ne kesiklik, ne bolum...
Hep olmadan hic olmaz, hicin otesinde hep;
Bu mu dersin, taslarda donmus sukuta sebep?
Kavuklu, basortulu, fesli, basacik taslar;
Taslara yaslanmis da kuflu kemikten baslar,
Kum dolu gozleriyle suzuyor insanlari;
Suzuyor, sahi diye topraga basanlari.
Onlar ki, her nefeste habersiz oldugunden,
Gulup oynamaktalar, gelir gibi dugunden.
Onlar ki, sifirlarda rakamlari bulmuslar,
Fikirden kurtularak, olumden kurtulmuslar.
Soyle Karacaahmet, bu ne acikli talih!
Taslarina kapanmis, agliyor koca tarih!
MEZAR
Kapıya ne icra memuru gelir,
Ne Birinci Şube sivil polisi....
İçerde kimine kuş tüyü sedir;
Yüz üstü toprağa düşer kimisi....
Bir musiki orda zaman ve mekân....
Yıldız dolu feza küçük camekân....
İmkân atomunu çatlatan imkân....
Bir hiç ki, içinde heplerin hepsi
SERSERI
Yeryüzünde yalnız benim serseri,
Yeryüzünde yalnız ben derbederim.
Herkesin dünyada varsa bir yeri,
Ben de bütün dünya benimdir derim.
Yıllarca gezdirdim hoyrat başımı,
Aradım bir ömür, arkadaşımı.
Ölsem dikecek yok mezar taşımı;
Halime ben bile lanet ederim.
Gönlüm ne dertlidir, ne de bahtiyar;
Ne kendisine yâr, ne kimseye yâr,
Bir rüya uğrunda ben diyâr diyâr,
Gölgemin peşinden yürür giderim...
Ölenler yeniden doğarmış; gerçek!
Tabut değildir bu, bir tahta kundak.
Bu ağır hediye kime gidecek,
Çakılır çakılmaz üstüne kapak?
Yar O, ki...
Falan, dagin ardinda;
Seslen, seslen, isitmez
Filan toprak altinda;
Goz yaslari diriltmez
Neye vardin, vardin da?
Ufuk varmakla bitmez.
Bir sey goster kadinda,
Tilsimini eskitmez
Yar o ki, hep yadinda;
Eskimez ve eskitmez
Muradi muradinda,
Seni birakip gitmez